SCED 487 İZLENİMLERİ II

Ben bu haftaki dersin pek de istenilen düzeyde yani hocamızın istediği düzeyde geçmediğini düşünüyorum. Bu fikre deneyim tanımlarımızı paylaştığımız oyundan sonra kapıldım. Çünkü aslında hocamızın sorduğu deneyim terimi üzerine kimse bahsetmemişti. Hepimiz kolaya kaçıp tecrübe, geçmişteki yaşadıklarımızdan kazandıklarımız..vs gibi genel anlamı üzerine bir tanım yaptık, oysa bizden istenen farklı bir deneyim tanımıydı. Bu tanım için üzerinde düşünmemiz gerekiyordu ancak ondan sonra tanımlayabilirdik. Oysa çok kısa bir zaman vardı tanımlamamız için, biz de farklı bir deneyimi düşünmekten vazgeçtik. Her ne kadar istenilen gerçekleşememiş olsa da yine de birşeyler gösterdi. Mesela benim fikrim değilse söylediğim aklımda hiç kalmıyor, aşağı yukarı anlamını vermeye çalıştım ama hiç tam bana söylenildiği gibi aktaramadım tanımları. Her söylenileni ezberlemeye çalıştım çünkü biraz sonra aktarmam gerekecekti ama ismi ezberlerken söz çıkıyordu aklımdan. Eğer hangi sözün kime ait olduğunu bilseydim yani ismi söyleneni tanısaydım tanımlar aklımda daha fazla kalırdı diye düşünüyorum. Çünkü o zaman zihnimde bir eşleştirme yapıp bu birleşen ikiliyi daha rahat aktarabilirdim. Yani kişiyi tanıyorsam fikri ile ilgilenip aklımda kalması kendiliğinden gerçekleşirdi, ezberlemeye çalışmazdım. Bu oyun cesaret ve girişkenlik de gerektiriyordu yani ben de olmayan şeyler. Bu yüzden ben önce tanıdığım kişilerle tanım alışverişi yaptım, ondan sonra uzaklaştım yakın çevremden. Bu açıdan iyi oldu benim için, sınıfa daha çabuk alışıyorum.

Eğer bizden istenilen doğrultuda yapsaydık tanımları şöyle bir etkisi yaşanabilirdi: Kısa sürede hızla tanım alışverişi yaparken, tanımı aktarmaya önem veriyorduk ne olduğuna değil. Zaten düşünecek zaman da olmuyordu. Cümleler hızla zihnimizde yer değiştiriyordu. Ancak daha sonra bu cümleler tekrar kendilerini gösterdiğinde kendimizinki ile ve birbirleri ile karşılaştırma olanağını yaşayacaktık. Bu da her zamanki gibi bizi düşündürme amacını yerine getirmiş bir oyun olacaktı. Ama…

Diğer oynadığımız oyunları düşünürsek herbiri farklı algılarımızı kullanmaya yönelikti diye özetleyebilirim. Hepsi çok aşina olduğum oyunlardı. Ablamla sık sık birbirimizin sırtına parmağımızla yazı yazarak söylemek istediklerimizi anlatırdık. Ne yazıldığını anlamaya çalışmak, “bi daha yaz” demeler çok zevkliydi. O oyunlar oynadığımız günleri özledim… Sonra gözleri kapalı yürümek. Yolda  ablamla kol kola girip önce birimiz kapatır diğerimiz yönlendirirdi, malum yoldaki tehlikelere karşı gözünüz açık olmalı. On adım atıldıktan sonra sıra diğerimize geçerdi. Yanında hatta koluna girmiş biri de olsa gözleri kapalı yürümek herzaman çok tedirginlik verir. Her adımımda bir çukura düşecekmişim gibi bir hisse kapılırdım. Şimdi yalnız oynuyorum. Akşamın geç saatlerinde ıssızlaşan sokağımda eve doğru giderken yine ona kadar sayıyorum, artık tedirginlik yerine kendime güven hissediyorum. Ama biz oyunu çok dar bir alanda, kalabalık bir grupla oynadık dolayısiyle güven duygum falan yoktu. Farklı ortam, farklı kişiler (benim kendi başıma olan oyunumda kimse yoktu rahat yürüyordum) tabi farlı duygular. Bu sıkışıklıkta kimseyle çarpışmadan nasıl yürüyeceğim tedirginliğiyle gözlerimi kapadım. Her an çarpışma tehlikesi varken bir de yakalanmamaya çalışmalıydım. Bunun için duyduğum çığlık seslerinin geldiği yöne göre yürümeliydim. Tedirgin tedirgin ayağımı sürükleyerek yürümeye başladım, sonra çığlıklar arttı tabi gerginlik de, veee kaçınılmaz son ben de vampir oldum! Gözlerimi açtığımda herkes vampirdi.
İşte bu oyunların bana en büyük getirisi; geçmişte sadece anı keyifli hale getirmek için oynadığımız şu oyunları bugün değerlendirebiliyorum. Bana ne gibi bir katkı sağlamışlar, ne tür etkileri olmuş hayatımda, bunlar üzerinde düşünmek bile yeter sanırım.
Derste geçen oyunlar haricinde bir şeyi daha paylaşmak istiyorum. Yorumlarımızı açıkça dile getirdiğimiz anlardan birinde bir arkadaşımızın sözleri üzerine hocamız konuşurken bir an sözünü yarım bıraktı o konuşan arkadaşımıza “önyargı diyebilirmiyim” dedi arkadaşımız “evet” dedi sonra hocamız sözünü bıraktığı yerden önyargı diye başlayıp devam ettirdi. Bi çoğumuzun çok hassas olduğu ve yanlış kullanılmasından rahatsızlık duyduğu bu kelimeyi kullanmadan önce, arkadaşın söylediği durum için gerçek/geçerli olup olmadığını sorduktan sonra kullanması bence çok özenli bir davranıştı. En başta karşıdakine saygıydı. Sanırım hiç iyi ifade edemedim olanları ama dikkat eden arkadaşların beni anlayacağını umut ediyorum.

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


Follow

Get every new post delivered to your Inbox.