Dönemin sonunun gelmesiyle dersin bize kazandırdıklarını ortaya dökme zamanı gelmiş oldu. Kaç haftadır üzerinde düşünülüp tartışılan projeler uygulamaya dökülmeye başladı. Geçen derste üç oyun örneği gördük ve yaşadık. Her biri ayrı bir zamanda oynanmak için tasarlanmış. İlk oyun konu anlatımı sırasında oynanmak için tasarlanmış, ikinci oyun (ki bu grup mavinin yani bizim grubun oyunudur) konu anlatıldıktan sonra pekiştirme adına tasarlandı, son oyun ise konu anlatılmadan önce oynanıp oyun üzerinden konuya geçiş amacıyla tasarlanmış. Oyunların sunulmaya başlandığı ilk haftada böyle üç ayrı oynama zamanı düşünülen oyunun görülmesi çok güzel bir raslantı oluşturmuş bence. Bu oyunların sıkıcı yada sıradan görünmesini engelledi aksine her defasında değişik bir durumla karşı karşıya kalmak merak uyandırdı. Ben tüm oyunlara fiilen katıldım, hem oyunun tadını çıkardım (kendi oyunumuzu sunarken tabi ki oynamadım ama sabah dersten önce ilk denemeyi grup arkadaşlarımızla gerçekleştirdik) hem de ”Bu defa oyun konunun kavranılmasında nasıl bir etkiye sahip olacak?” sorusunun cevabını aradım oyun bitene kadar. Ve gördümkü oyunun oynanabilmesi için sabit bir zaman yok her duruma uygun bir oyun geliştirilebilir. İtiraf etmeliyim ki ben hep oyunların konu sonrası oynanmasına daha olumlu bakardım. Ama gördüm ki her zaman oyunla keyif ve eğitim sunulabilir. Ayrıca bu ders oyununu tasarlamayı tamamlamamış olan gruplar için iyi değerlendirilmesi gereken bir zamandı. Çünkü oyunlarda olması gereken unsurlar bir kez daha vurgulandı ve bizim oyunlardaki doğru ve hatalı yanları gördüler. Ayrıca oyunların daha zengin yada daha iyi oyananabilir hale gelmesinde eleştirilerin katkısını unutmamak gerekir. Bu nedenle eleştirilerinden dolayı herkese teşekkürler.
Oyunlarımızı oynatıyoruz!
Mayıs 24, 2007SCED 487 İZLENİMLERİ X
Mayıs 10, 2007Tatil öncesi derse bir çok arkadaşımızın gelmemiş olması bize bir çok oyun oynama fırsatı verdi.Güzel bir sabah geçirdik sayelerinde:) Özellikle ders başında büyük cesaret örneği gösterip bize oyun oynatan arkadaşları tebrik etmek isterim. Üstelik bunu hazırlıksız gerçekleştirmeleri bence dersin onlara katkısını gösterdi. Bunu görmek mutluluk vericiydi. Proje çalışmasında fikirlerin birbirini destekleyip geliştirmesi de bunun göstergesi. Tüm çalışmaların sonucunu görmek için sabırsızlanıyorum.
SCED 487 İZLENİMLERİ IX
Nisan 26, 2007Hocam alıştırmışınız bizi oyun oynamaya valla bekliyoz her ders bişeyler. Bu hafta, geçen haftaki bloklardaki oyun oynamicaz mı sorularına cevap verdiniz sayabiliriz değil mi:) Zıplamayı seçiş nedeninizi bilmiyorum ama özellikle dersin hemen başında olmasında da ayrıca bir sebep olduğunu düşünüyorum. Benim annem Bulgaristan’da eğitim aldı ve her sabah derse girmeden önce okulun etrafını bir kaç tur koştuklarını hala anlatır. Ayrıca öğretmen onların yorulduğunu dersten koptuğunu görünce hemen bir iki hareket yaptırarak (el kol jimnastik hareketi) onların kendilerine gelmelerini sağlarmış. Sizin de bunu seçmenizde böyle bir sebep arasak yanlış mı olur? Ben bütün hafta sınavlarla ödevlerle uğraşmaktan uykusuz, yorgun ve bitkin düşmüş vaziyetteyken bugünkü 8 saat ders nasıl geçecek diye düşünüyordum ki zıplamadan sonra (bi de en çok biz zıpladık-4 rakamıydık!) kendime gelmiş o 8 saatin üstüne ekstra 3 saat daha çalışarak günü tamamlamış buldum kendimi. Eminim bir çok kişi kendine gelmiştir benim gibi. Böylece hem bize ‘oyun oynadık ne güzel’ sevincini verdiniz, hem kendimize gelip zihnimizin açılmasını sağladınız hem de ‘bu oyun başka nasıl oynanır, ne amaçla oynanır’ gibi sorular üzerinde düşünmeye teşvik ettiniz.
Sabah uyuşukluğunu öğrencilerin üstünden atmanın bir yolunu bulmam lazım (kişi kendinden bilir) bunu halledince verimin artacağına eminim. Bu yakın zamanda aklıma takılan bir konuydu. daha fazla ertelememek gerektiğini bu hafta yaşayarak anladım.
SCED 487 İZLENİMLERİ VIII
Nisan 19, 2007Dönem başından bu yana derse çok rahat gidip, eğlenip çıkıyordum. Tabi ki bu süreçte bir takım fikirler edindik oyuna, deneyime, tasarıma dair. Şimdi ise bunları ortaya dökme zamanı geldi. Artık sıra bizde. Ortaya birşeyler çıkarma zamanı. Bunun için ilk adımı konumuzun belirlendiği geçen hafta attık. Proje oluşum sürecinin bizde büyüki zler bırakacağını düşünüyorum, en azından benim için öyle. Öncelikle ilk kez bir tasarım çalışmasında yer alıyorum. Tasarım yapmayı öğrnmenin uygulamadan daha etkili bir yolu yoktur herhalde. Sonra ekip arkadaşları açısından çok şanslıyım onlardan da çok şey öğreneceğim. Daha konumuz belirlenir belirlenmez fikirler akmaya başladı. Beğenilen ORTAK fikirin üzerinde yoğunlaşmaya başladık bile. Ama daha tasarımın çok çok başındayız. Zorlu bir süreç olacak ama eminim tatmin edici de olacaktır.
SCED 487 İZLENİMLERİ VI
Nisan 5, 2007Bir önceki derste konuşulan ‘yetenek doğuştan mı, geliştirilebilir mi’ konusunda benim de söylemek istediğim bir şey vardı ama tam kaynağı hatırlamadığım için paylaşamamıştım. Bu hafta bu konuya tekrar değinildiği için ben de araştırdım ve sizinle paylaşmak istiyorum. Kütüphanemizde mevcut olan Bloom’un Development of Talent in Young People kitabında 5 farklı alanda yapılmış bu konuda bir çalışma var. Çalışmada matematik, tennis, heykel, yazı yazma, ve nörologik açıdan iki ayrı grup çocuklar incelenmiş. Ben henüz okuyamadım ama bu çalışmalardan bir örneğini bir hocam anlatmıştı. İki grup küçük çocuk üzerinde deneniyor. İki yaşındaki çocukların yaptığı heykeller karşılaştırıldığında iki grup arasıda bir fark görülmüyor. Çocuklar beş yaşında iken tekrar bakıldığında yine bir fark yok. Sonra gruplardan birindeki çocuklar ders almaya başlıyor. Ve çocuklar dokuz yaşına geldiğinde aralarında müthiş bir fark oluşuyor. Buna benzer gözlemler diğer alanlarda da yapılmış. Merak edene tavsiye ederim.
Derste iple oynadığımız oyunun sonuçları çok şaşırtıcı çıktı. Ben ilk oynayan gruptandım ve şunu farkettim ki konuşmadan yaptığımız şekil, iletişim imkanına sahip olduğumuz zamankine göre daha çok istenen düzeye yakındı!Bu ne büyük çelişki ki aslında iletişim kurma imkanı bize daha çok bir işi gerektiği gibi yapma gücü verirken bizimkinde tam tersi oluyor. Bunun tek izahı derstte de konuşulduğu gibi grup çalışmasının yapılamamış bu yönde bir iletişim kullanılamamış olmasıdır. Bir tek grup başkanının olup gerekli görev dağılımını yapması ve işlerin koordineli bir şekilde yürütülmesini sağlaması gerekirken biz de bazı gönüllü arkadaşlar işi ele almayı istediler ama bu durumda birden fazla arkadaş vardı ve biri a derken biri b diyordu. Tabi sonuç da kargaşa ve kaostu. Ayrıca bu gönüllü arkadaşların yaptığı iş gerekli işbirliği ve koordinasyonu sağlamaktan ziyade işi tek başlarına üslenip tek kişiliğe dönüştürmekti.
Belki zaten biliyorduk grup çalışması yürütemediğimizi ama bu oyunda bir kez daha gösterdi bize. Ve bence zamanlama olarak tam da grup çalışmalarına başlamadan gerçekleşmiş olması yanlışlarımızı görüp ona göre bu çalışmayı yürütmemiz beklentisinin var olduğunun bir göstergesi.
SCED 487 İZLENİMLERİ V
Mart 29, 2007Bu hafta tek bir faaliyeti bir kaç farklı aşamalarıyla birlikte gerçekleştirdik. Başlangıçta belirlenen dört arkadaşımızın yaptığı hereketleri tekrarlamak çok saçma geldi bana, ama yine de uyum için yaptım. O an bir hareket bulmak onlar için zordu, bu nedenle böyle hareketler ortaya çıktı. Bu şekilde düşünüyor olmama rağmen iş başa düşünce daha da iyi anladım onları. Bir şey bulmak zorundaydım ve bu hemen olmalıydı, işte o zaman akla ilk gelen saçma da olsa yapılıyordu. Elbette amaç bizim daha atılgan, cesaretli olmamız ve oyun devam ettikçe daha yaratıcı hareketler ortaya çıkarmamızdı. Bu nedenle önce çok çekingen olacağımız düşüncesiyle hereketi yapanların rahatlığı düşünülerek bize arkaları dönük başlandı, sonra üçlü gruplarda herkesin en az bir kez bir hareket bulup yapması sağlandı. Küçük grup olmasının avantajı hem mutlaka herkese sıra gelmesi hem de az kişi içinde özellikle tanıdığın arkadaşlarının içinde rahat olacak olmamızdı. Ancak tüm bu aşamalar geçekleştikten sonra yani gerekli ön koşullar (hazırlıklar) yapıldıktan sonra herkesin birbirini gördüğü aşamada bence başarı sağlanamadı. Çünkü biz yine geri çektik kendimizi ve sadece bir kaç arkadaşımız öne çıkarak faaliyet tamamlandı. Burda bizim yıllarca sürdürdüğümüz davranışların bir anda değişip atılgan ve cesaretli olmamız ve yaratıcı fikirlerle ortaya çıkmamızın mümkün olmadığını, gerekli aşamalar gerçekleşti gibi görünse de bizim açılmamızın neyazık ki zaman alacağını gördük.
SCED 487 İZLENİMLERİ IV
Mart 22, 2007Bölüme başladığımdan beri aldığım eğitim derslerinde bize hep nasıl öğretmemiz gerektiği yada neleri yapmamamız gerektiği söylenir. Teorik olarak konuyu yaratıcı fikirlerle örneğin oyunlarla destekleyip öğrenciye çekici hale getirmemiz söylenir ama verilen örnekler nedense hiç alanımızla ilgili olmamıştır. Oysaki ben bu bizden vermemiz beklenen türde bir eğitim sürecinden geçmedim, bu konuda fikirler ileri sürebilmem için teoriyi iyi bilmem yeterli gelmiyor. Bunların alanımla ilgili örneklerle de desteklenmesine ihtiyaç duyuyorum. Ancak ondan sonra diğer konularda nasıl farklı, yaratıcı, öğrenciye zevk aldırabilen yöntemler kullanabilirim diye düşünebilirim. Bu açıdan son dersimizdeki kümeye grup arkadaşlarımızla ortak olan ve olmayan özelliklerimizi yazdığımız oyun güzel bir örnekti bence. Aslında oyuna başlarken veya onarken böyle bir sonuca varacağımı hiç düşünmemiştim. Ben sadece oyunda amaca giden bir araç olarak gördüm, yani kullanılan bir materyaldi benim için küme kavramı. Böyle olduğu için zevk aldım kümeleri doldururken. Oysa burda kümelerin şu şu şu özelliklerini haydi kullanalım gibi bir ifade kullanılsaydı öğrenci olarak oooffff istemiyorum kullanmak falan, zorlama iş bu, gibi düşünceler sarabilirdi. Oysa sadece oyun oynamak için yapacağını bilmek gerçekten bilip bilmediğini gösterecektir, çünkü oynamak için bilmesi gerektiğini kendi kendine farkedecek, eksiği gidermeye kendi çaba gösterecektir. En önemlisi de alanımla ilgili bir çalışmaydı. Bu beni çok sevindirdi
Sonunda dedim, sonunda…
Kağıtlarla yaptığımız çalışmaya gelince tasarım konusunda düşümemizi başlatmaktı amaç bence. Böylece kendimizce nasıl bir şey olacağını keşfedeceğiz. Bu çalışmadan çıkardığım sonuç, tasarımda öncelik orjinallikte. Var olanlara benzememesi gerektiği yaptığımız küçük tasarımların hiçbirşeye direk benzememesi gerektiğinden çıkardım. Bu aynı zamanda pek çok kişi tarafından farklı algılanmayı da sağlayacak. Yapılan tasarıma farklı ilgi alanlarına sahip kişilerin katılımını sağlayacak.
SCED 487 İZLENİMLERİ III
Mart 15, 2007Bu hafta ders nasıl geçti anlamadım, zaman mı yetmedi yoksa biz mi kullanamadık, pek bir şey yapamadık sanki… Aslında engellerle karşılaşmamız yada daha doğrusu bir oyunumuzun sabote edilmesi de bana bu hissi veriyor olabiilir. Yapılacaklardan birinin dahi tamamlanamamış olması beni rahatsız ediyor belki de bundan az geldi derste yaptıklarımız.
Yarım kalan oyunda ben gözleri kapalı olanlardandım ve arabanın geçmeye çalıştığı anda kulaklarım beni yanılttı ve ezileceğimi sandım. Olduğum yerde büzüldüm kaldım. Bir yandan da etrafımda bir sürü kişi var, elbette araba uzağımdadır diye düşünüp rahatlamaya çalıştımsa da işe yaramadı. Çok korkak ya da panik bir insanmışım bunu hatırladım
Oyunu tamamlayacağımız zamanı sabırsızlıkla bekliyorum. Orda gözler kapalı, konuşmadan; kimseyle iletişim kurmadan birlik olup nasıl amacı yerine getirecektik? Ya da bu esnada nasıl görünüyorduk bunun da cevabını diğer grup yaparken öğrenmeyi istiyorum:)
Dışarda oynamayı tamamladğımız:) oyun iki ayrı durumu değerlendirme(kıyaslama) olanağı sundu bize. Biri tek başına olma durumu ve diğeri grup halinde olma durumu. Oyunun başında tek başınasın bir amacın var bunu yerine getirmeye çalışıyorsun. Tek olduğun için hareketlerinde özgürsün, bir yere ya da bir kişiye bağlı değilsin, hareket etmek daha kolay dolayısıyla kaçmak kolay. Ama yalnız olmanın verdiği bir dezavantaj da var: yardım edecek kimse yok, herkes başka başka yönlerde hareket ederken sana engel de oluşturabiliyor, bu nedenle avlanmak da daha kolay oluyor. Grup halinde olmak ise bir beraberliği, birlikteliği getiriyor. Aynı karar doğrultusunda hareket etmek önemli yoksa kopmalar olayı bitirir, bir adım bile ilerlenemez amaç doğrultusunda. Tabi grup halinde hareket etmek de az sayıda olmakla daha kolay olurken sayı arttıkça zorlaşır, kısırlaşır. Ne kadar çok kişi bir arada olursa ortak bir davranışı geliştirmek o kadar zorlaşır. Oysa grup olmak, takım olmak değişik fikirlerin birleşip daha zengin düşünce ve davranışların ortaya çıkması amacını taşımaktadır, birlikte hareket etmeyi sağlamanın yanında. Azı karar çoğu zarar demişler ya bence bu durum için de geçerli bu söz. Bu oyunla her iki durumu da yaşıyor olup ikisini değerlendirebilmek, üstelik aynı koşullar altında, çok faydalıydı bence. Bunları zaten biliyoruzdur ama özellikle oyunun içinde bunları yaşamak, hayatımıza farklı bir katkı sağlayacaktır. Çünkü bence güzel bir andan gelenler daha çabuk adapte edilir hayata.
SCED 487 İZLENİMLERİ II
Mart 8, 2007Ben bu haftaki dersin pek de istenilen düzeyde yani hocamızın istediği düzeyde geçmediğini düşünüyorum. Bu fikre deneyim tanımlarımızı paylaştığımız oyundan sonra kapıldım. Çünkü aslında hocamızın sorduğu deneyim terimi üzerine kimse bahsetmemişti. Hepimiz kolaya kaçıp tecrübe, geçmişteki yaşadıklarımızdan kazandıklarımız..vs gibi genel anlamı üzerine bir tanım yaptık, oysa bizden istenen farklı bir deneyim tanımıydı. Bu tanım için üzerinde düşünmemiz gerekiyordu ancak ondan sonra tanımlayabilirdik. Oysa çok kısa bir zaman vardı tanımlamamız için, biz de farklı bir deneyimi düşünmekten vazgeçtik. Her ne kadar istenilen gerçekleşememiş olsa da yine de birşeyler gösterdi. Mesela benim fikrim değilse söylediğim aklımda hiç kalmıyor, aşağı yukarı anlamını vermeye çalıştım ama hiç tam bana söylenildiği gibi aktaramadım tanımları. Her söylenileni ezberlemeye çalıştım çünkü biraz sonra aktarmam gerekecekti ama ismi ezberlerken söz çıkıyordu aklımdan. Eğer hangi sözün kime ait olduğunu bilseydim yani ismi söyleneni tanısaydım tanımlar aklımda daha fazla kalırdı diye düşünüyorum. Çünkü o zaman zihnimde bir eşleştirme yapıp bu birleşen ikiliyi daha rahat aktarabilirdim. Yani kişiyi tanıyorsam fikri ile ilgilenip aklımda kalması kendiliğinden gerçekleşirdi, ezberlemeye çalışmazdım. Bu oyun cesaret ve girişkenlik de gerektiriyordu yani ben de olmayan şeyler. Bu yüzden ben önce tanıdığım kişilerle tanım alışverişi yaptım, ondan sonra uzaklaştım yakın çevremden. Bu açıdan iyi oldu benim için, sınıfa daha çabuk alışıyorum.
Eğer bizden istenilen doğrultuda yapsaydık tanımları şöyle bir etkisi yaşanabilirdi: Kısa sürede hızla tanım alışverişi yaparken, tanımı aktarmaya önem veriyorduk ne olduğuna değil. Zaten düşünecek zaman da olmuyordu. Cümleler hızla zihnimizde yer değiştiriyordu. Ancak daha sonra bu cümleler tekrar kendilerini gösterdiğinde kendimizinki ile ve birbirleri ile karşılaştırma olanağını yaşayacaktık. Bu da her zamanki gibi bizi düşündürme amacını yerine getirmiş bir oyun olacaktı. Ama…
Diğer oynadığımız oyunları düşünürsek herbiri farklı algılarımızı kullanmaya yönelikti diye özetleyebilirim. Hepsi çok aşina olduğum oyunlardı. Ablamla sık sık birbirimizin sırtına parmağımızla yazı yazarak söylemek istediklerimizi anlatırdık. Ne yazıldığını anlamaya çalışmak, “bi daha yaz” demeler çok zevkliydi. O oyunlar oynadığımız günleri özledim… Sonra gözleri kapalı yürümek. Yolda ablamla kol kola girip önce birimiz kapatır diğerimiz yönlendirirdi, malum yoldaki tehlikelere karşı gözünüz açık olmalı. On adım atıldıktan sonra sıra diğerimize geçerdi. Yanında hatta koluna girmiş biri de olsa gözleri kapalı yürümek herzaman çok tedirginlik verir. Her adımımda bir çukura düşecekmişim gibi bir hisse kapılırdım. Şimdi yalnız oynuyorum. Akşamın geç saatlerinde ıssızlaşan sokağımda eve doğru giderken yine ona kadar sayıyorum, artık tedirginlik yerine kendime güven hissediyorum. Ama biz oyunu çok dar bir alanda, kalabalık bir grupla oynadık dolayısiyle güven duygum falan yoktu. Farklı ortam, farklı kişiler (benim kendi başıma olan oyunumda kimse yoktu rahat yürüyordum) tabi farlı duygular. Bu sıkışıklıkta kimseyle çarpışmadan nasıl yürüyeceğim tedirginliğiyle gözlerimi kapadım. Her an çarpışma tehlikesi varken bir de yakalanmamaya çalışmalıydım. Bunun için duyduğum çığlık seslerinin geldiği yöne göre yürümeliydim. Tedirgin tedirgin ayağımı sürükleyerek yürümeye başladım, sonra çığlıklar arttı tabi gerginlik de, veee kaçınılmaz son ben de vampir oldum! Gözlerimi açtığımda herkes vampirdi.
İşte bu oyunların bana en büyük getirisi; geçmişte sadece anı keyifli hale getirmek için oynadığımız şu oyunları bugün değerlendirebiliyorum. Bana ne gibi bir katkı sağlamışlar, ne tür etkileri olmuş hayatımda, bunlar üzerinde düşünmek bile yeter sanırım.
Derste geçen oyunlar haricinde bir şeyi daha paylaşmak istiyorum. Yorumlarımızı açıkça dile getirdiğimiz anlardan birinde bir arkadaşımızın sözleri üzerine hocamız konuşurken bir an sözünü yarım bıraktı o konuşan arkadaşımıza “önyargı diyebilirmiyim” dedi arkadaşımız “evet” dedi sonra hocamız sözünü bıraktığı yerden önyargı diye başlayıp devam ettirdi. Bi çoğumuzun çok hassas olduğu ve yanlış kullanılmasından rahatsızlık duyduğu bu kelimeyi kullanmadan önce, arkadaşın söylediği durum için gerçek/geçerli olup olmadığını sorduktan sonra kullanması bence çok özenli bir davranıştı. En başta karşıdakine saygıydı. Sanırım hiç iyi ifade edemedim olanları ama dikkat eden arkadaşların beni anlayacağını umut ediyorum.
sced487 izlenimleri
Mart 1, 2007Bu benim okuldaki beşinci yılım. Beş yılda pek çok ders aldım ve bunlara dayanarak söyleyebilirim ki bu aldığım en farklı ders olarak kalacak zihnimde. Farklı kılan özellikleri zamanla tam şeklini alacaktır ama başlangıç olarak şunları söyleyebilirim: Öncelikle dersi alan kalabalık bir grubuz ve tanıdığım insanlar bu büyük grup içinde pek fazla değil. Ancak dersin ilk yarısında oynadığımız eğlenceli oyunlarla ilk birbirimize ısınma turunu yaşadık. Oyunlar esnasında ‘kendimiz’ olmamız yani kendi kendimizi sınırlandırıp belli kriterler çerçevesinde davranma zorunluluğu getirmeksizin kim ne düşünür hakkımda derdi olmadan, sadece içten ve samimi olmamız; kendimi oyun dışı zamanlarda da rahat hissetmemi sağlayacak, fikirlerimi rahatça dile getireceğim bir zemin için önemli bir başlangıç oldu. Bu benim için çok önmeli çünkü rahat olmadığım bir ortamda katılım sağlayamam pasif olarak o ortama gelir ve giderim.
Dersin ikinci yarısında ise “play” ve “game” nedir diye direk söylenmeden önce bu konuda düşünmemiz sağlandı. Oluşturduğumuz gruplar içinde rahatça fikirlerimizi ortaya koyduk ve bir ortak sonuca vardık, bunu da kağıda döktük ve her grup fikirlerini diğer gruplarla paylaştı. Böylece önce grup içinde, sonra da her grubun ortak ve farklı düşüncelerini görüp düşünmeye devam ettik. Kavram tanımlanmadan önce düşünülmesi onun ezberlenmei yerine belli bir mantığa yerleşip öğrenilmesini sağlaması açısından çok önemli böylece kişi kafasında eksik kalan kısımları bilir ve bunları kapatabilir soracağı sorularla. Ancak kişi üzerinde hiç düşünmemişse tanımıyla yetinir eksiği falan anlamaz bu nedenle soracağı soru da olamaz tabi bir süre sonrada ezberlediği tanımı da unutur. Oysa biz bu çalışmayla üzerinde bol bol düşündük. Ders dışında birine dersten bahsettiğimde bir kez daha kavramlar üzerinde düşünüldü. sanki bir zincir oluştu. Zevkli de bir konu herkesin de ilgisini çekiyor, sormadan fikrini söylüyor insanlar. Grupların fikirlerini resmederek aktarması zihnimde kalıcılığını arttırdı hem de çok yaratıcı fikirler ortaya çıktı.
Dersle ilgili dikkatimi çeken bir diğer nokta ise yoklamanın alınış ve kontrol ediliş biçimiydi. Yoklamanın bu kadar önemli bir paya sahip olduğu bir derste üstelik kalabalık bir sınıfta tek tek almak gereksiz zaman kaybı olacağından liste dolaşıyor ancak bunun kontrolüde sağlanmalı. Kontrol için seçilen yol benim çok hoşuma gitti. Başlangıçtaki sıra numarası, kaçarlı gruplara bölmek gerekir düşüncesiyle sınıfın sayılmasıyla kontrol ediliyor, böylece hissetmemiz sağlanan karşılıklı güven duygusu zedelenmeden bu iş halloluyor. Oluşan güvenle hem daha rahat hareket edip, rahat rahat düşüncelerimizi paylaşıyoruz hem de dersin akışı hedeflenen durumda zevkle verimin karıştığı bir şekilde sağlanmış oluyor. Daha ne istenir…